miraç kandiliniz mübarek olsun
Nihat Hatipoğlu – Miraç Kandili Özel programı | video.eksenim.mynet.com
miraç kandili,miraç kandili programı izle,miraç kandili sohbetleri dinle,nihat hatipoğlu miraç kandili izle,nihat hatipoğlu video izle,sohbet programı izle,nihat hatipoğlu mirac dinle
Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur. Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur’ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur’ân’da şöyle anlatılır:
“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (İsra Suresi, 1)
Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle’ anlatılır:
“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm Suresi, 7-18.)
Miraç nasıl oldu?
Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâ’ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmesidir.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam Mescid-i Haramdan (Mekke’den), Mescid-i Aksâ’ya (Kudüs’e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs’e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa’nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksâ’ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı, bir hutbe okudu.
Bir rivayette Hz. İsa’nın doğduğu yer olan Betlaham’a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Miraça yükseldi.
Semanın bütün tabakalarına uğradı. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin” dediler, tebrik ettiler.
Bundan Sonra Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü’l-müntehâ’ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra hergün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü’l-Ma’mur’u ziyaret etti.
Hz. Cebrail’in buradan öteye gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu.
Süleyman Çelebi’nin dediği gibi
“
Aşikâre gördü Rabbü’l-izzeti/Âhirette öyle görür ümmeti
” İnşaallah…
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Rabbinin huzurundan döndükten sonra Hz. Musa ile karşılaştı., “
Allah ümmetine neyi farz kıldı?
” diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam “
50 vakit namaz
” buyurdu.
Hz. Musa’nın, “
Rabbine dön, azaltması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez
” demesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, beş sefer Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı.
Daha sonra Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hz. Cebrail’in rehberliğinde Cenneti, Cehennemi, âhiret menzillerini ve bütün âlemleri gezdi, gördü, Mekke’ye döndü.
Sabah olunca Kabe’nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar Peygamberimizden delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam de onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.
Ama yine de Peygamberimizden üst üste Miraça çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs’e, Mescid-i Aksâ’ya uğradığını anlatınca Kureyşliler, “
Bir ayda gidilebilen Bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?
” diye itiraz ettiler, ardından da Mescid-i Aksâ’yı görmüş olanlar, “
Mescid-i Aksâ’yı bize anlatır mısın
?” diye Peygamberimize soru yönelttiler.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:
“
Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden Beytü’l-Makdis’i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim. Hatta bana, ‘Beytü’l-Makdis’in kaç kapısı var?’ diye sordular. Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü’l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.
”
Bunun üzerine müşrikler:
“
Vallahi dos doğru tarif ettin
” dediler, ama yine de iman etmediler.
O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir, “
Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz doğrudur
” diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir “Sıddîk, tereddütsüz inanan” ünvanını aldı.
Peygamberimiz neden mirac’a çıktı?
Bir padişahın iki türlü konuşması vardır. Biri, bir vatandaşla telefon ederek küçük bir meseleyi görüşmesi. Diğeri de devlet başkanı, halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun aracılığı ile ferman yayınlamasıdır.
Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakkın da kulları ile iki tarzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz’i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşması. Cenab-ı Hakkın bazı velilerle özel ve cüz’i anlamda ilham etmesi birinciye örnektir.
Ama Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün velayet mertebelerinin üstünde bir büyüklük ve yücelikte, kâinatın Rabbi, bütün varlıkların Yaratıcısı olarak Cenab-ı Hakkın sohbetine müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına misaldir.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam elçiliği iki taraflıdır. Birisi halktan Hakka, diğeri de Haktan halka. Birisi mi’râcin bâtıni tarafı olan velayet yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan risalet yönüdür.
Yani Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam bizi temsilen Cenab-ı Hakkın huzuruna çıktı, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve zikirlerini toplu olarak (askerin komutana tekmil vermesi gibi) arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insanlardan, varlıklardan Hakka bir gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakkın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı Miraç hediyesi olarak getirmesi gibi…
Peygamberimiz, Allah ile nasıl görüşebilir?
Soru: “
Bize herşeyden daha yakın olan Cenab-ı Hakka binlerce senelik mesafeyi aşarak yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra Rabbiyle görüşmesi ne demektir?
”
Cenab-ı Hak herşeye herşeyden daha yakındır, fakat herşey O’ na sonsuz şekilde uzaktır.
Meselâ, güneşin insan gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir.
Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe yaklaşabiliyoruz. Oysa güneş bize 150 milyon km. uzaklıkta bulunuyor, hiçbir şekilde ona yanaşamayız. Güneşe bir derece yaklaşmak için ancak Ay kadar büyümek lazım. Bu da mümkün değildir.
Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak herşeye yakındır, ama herşey ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam, Cenab-ı Hakkın lütfuyla bir anda binlerce perdeyi geçerek Miraça yükselmiş; bütün manevi mertebeleri aşarak huzura varmıştır.
Bir insan nasıl göklere çıkabilir?
Soru: “
Bunun bir örneği var mıdır? Bir uçak ancak 10-15 bin metre yukarı çıkabiliyor, bir uzay gemisi ancak Ay’a ve Venüs’e ulaşabiliyor. Bir insan birkaç dakika gibi kısa bir sürede milyonlarca metre uzaklara nasıl gidip gelebilir?
”
Yerküremiz, yani Dünya bir yılda yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kudret, bir insanı Arş-ı Âlâya getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet bir insan bedenini şimşek gibi Rahman’ın Arşına çıkaramaz mı?
Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı?
Soru: ”
Öyleyse ise neden Miraça çıktı? Ne lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi ile gitse yetmez miydi?
”
Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âlemlerdeki güzellikleri göstermek için, kâinat fabrikasını ve merkezini gezdirmek, insanlığın amel ve ibadetlerinin âhiretteki neticesini göstermek için Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamı oralara davet etmesi gayet makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile değil, bu seyahate bedeninin de iştirak etmesi gerekir.
Görünen âlemin anahtarı olan gözünü, işitilen âlemin anahtarı olan kulağını Arşa kadar birlikte alması gerektiği gibi, ruhunun sayısız görevlerini üstlenen âlet ve makinesi hükmünde olan mübarek bedenini Arşa kadar çıkarması akıl ve hikmet gereğidir.
Zaten Cenab-ı Hak Cennette bedeni ruha arkadaş ediyor. Çünkü pekçok kulluk görevine ve sınırsız lezzetlere ve acılara beden kaynaklık etmektedir.
Öyle ise bu mübarek beden ruha arkadaşlık edecektir. Cennette ruh bedenle birlikte olacaksa Cennetü’1-Me’vâ’nın gövdesi olan Sidretü’l-Müntehaya Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın zatının arkadaşlık etmesi hikmetin tâ kendisidir.
Peygamberimiz Miraça sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı. Çünkü her veli ruhen ve kalben o âlemlere çıkabiliyor.
Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip geldi?
Soru: ”
Birkaç dakikada binlerce yıllık mesafeye gidip gelmek aklen mümkün müdür?
”
Cenab-ı Hakkın sanatında hareket ve hızın derecesi farklı farklıdır. Sesin hızı ile ışığın hızı, elektriğin hızı, hatta ruhun ve hayalin hızı birbirinden bütünüyle farklıdır. Gezegenlerin hızları da birbirinden farklıdır. Meselâ ışığın hızı 300.000 km/sn iken sesin hızı 360 km/sn’dır.
Acaba Peygamberimizin lâtif bedeninin yüce ruhuna tabi olması, ruh hızında hareketi nasıl akla ters gelebilir?
Yine bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir. Hatta bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri, konuştuğu kelimeleri toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir zaman gerekir.
Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye göre değişebiliyor, birisine bir gün, diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir.
İşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Burak’a binerek şimşek gibi bütün kâinatı gezip İlâhi huzura çıkıp Rabbiyle sohbet şerefine ermiş, Onun cemalini görmüş, emirlerini alıp dönüp gelmiştir.
Miraçın benzeri bir olay var mıdır?
Soru: ”
Peygamberimizin Miraça çıkması mümkündür. Fakat her mümkün gerçekleşmiyor. Bunun bir benzeri var mı ki kabul edelim?
”
Miraçın çok örnekleri vardır:
Bir insan, gözüyle bir saniyede Neptün gezegenine çıkabilir.
Bir bilim adamı, astronomi kanunlarına binerek tâ yıldızların arkasına bir dakikada gidebilir.
İman sahibi her insan, namazın hareketlerine düşüncesini bindirerek bir çeşit Miraçla kâinata arkasına alarak İlâhî huzura girebilir.
Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara kırk günde ulaşabilir. Hattâ Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Rabbanî gibi bazı evliyanın bir dakikada Arş-ı Âlâya kadar ruhen çıktıkları bildiriliyor.
Yine nurlu bir cisme sahip olan melekler bir anda yerden Arşa, Arştan yeryüzüne gidip geliyorlar.
Cennette, Cennet ehli mü’minler, Cennet bahçelerine kısa bir zamanda çıkabiliyorlar.
Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün mü’minlerin imamı, bütün Cennet ehlinin reisi ve bütün meleklerin makbulü olan Resul-i Ekrem Efendimizin bir anda Miraça çıkması, dönmesi, bütün yüce âlemleri gezip görmesi gayet makuldür ve şüphesizdir.
Miraçla gelen hediyeler
Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü’min ruhlara manen şöyle diyordu: “Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.” Böylece mü’minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.
İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.
Mü’minler merak ediyorlar. “Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık” derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.
Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.
Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.
Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü’minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. “Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz” buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.
Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, “Sen paşa oldun” dense ne kadar sevinir.
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, “Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah’ın rahmetine gireceksin” dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir.
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz eserinden faydalanılarak hazırlanmıştır.
Kaynak : Mübarek Gün ve Geceler, Nesil Yayınları
sorularlaislamiyet.com


İŞTE YAKIŞIKLI KUŞUM REİS
Resimde gördüğünüz benim minicik yakışıklım Reis
bayılıyorum ben kuşlarıma birde sarışın kızım Başak var ama o poz vermeyi pek sevmez
kızım da doğduğundan hatta daha öncesinden beri kuşlarıma alışkın olduğu için mi nedir hem kuşlarıma hemde diğer tüm hayvanlara karşı büyük bir sevgisi ve ilgisi var maşallah… Aslında söylemek istediğim şu son olarak ördüğüm su aygırı Reisin çok hoşuna gitti sanırım çok güzel eğleniyor çok tatlı oynuyor onunla, yani sadece kızım için değil kuşalrım içinde oyuncak örmeye başlasam iyi olacak sanırım
Osmanlıca Öğrenme
[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]
Bu yazımızda size “Osmanlıca Öğrenme Kursu” nu tanıtacağım. Osmanlıca öğrenme kursunun resmi web sitesi divander.org. divander.org sitesi hakkında bilgi ve Osmanlıca öğrenme hakkında çarpıcı bir yazı okumak istiyorsanız Muhsin Meriç’in bugün ki yazısını tavsiye ediyoruz.
Peyami Safa’nın gayet doğru tespit edildiği gibi, “Yeryüzünde bir tek memleket gösterilemez ki; orada gençler kazara milli kütüphanelerine girsinler, bir tek eser okumadan çıkıp gitsinler. Böyle bir katliam hiçbir memlekette ve hiçbir memleketin tarihinde yoktur.” (Peyami Safa, Osmanlıca-Türkçe-Uydurmaca, s.272, Ötüken Yayınları, 1978)
Muhsin Meriç’in yazısını okumak için TIKLAYINIZ
Kadın Ve Aile | Comments (4)HAYATA DAİR…
Kaç günüdür bir aksiliktir aldı başını didiyor. Önce bilgisayara format atmamız gerekti, formatı attık atmasına ama dev gibi bir arşivim bir hata kurbanı oldu
eş dost ziyaretlerinden resimlediğim çok güzel örneklerim yok oldu, kızımın doğduğu günden itibaren olan videoları, resimleri malesef:( işte tam bunlara üzülürken nolduysa olan bu defa fotoğraf makinesine oldu, sanırım pc den virüsmü bulaştı neyse çektiğim resimleri bilgisayara yükleyemiyorum… Bütün bunlar olurken ben kızıma bir örgü oyuncak kaplumbağa, bir kocaman zürafa yapmayı başardım. Uzun uğraşlarım sonunda bir çok kez örüp sökerek convers bebek patiği örmeyi başardım yapım aşamalarını resimledim ama malesef şimdilik bilgisayara yükleyemiyorum.İnsan yaşamında güzellikler ve sıkıntılar birlikte süregeliyor işte, bilgisayardaki resimlerin yok olması beni ne kadar üzdü ise yeni bir şeyler başarmış olma duygusu da o denli mutlu etti. Ama hayata hep kötü yününden bakar ve güzellikleri görmezsek kendimize zindan ederiz.Üstad Bediuzzaman Said Nursi’nin dediği gibi: “Güzel gören güzel düşünr, güzel düşünen hayatından lezzet alır.”Bu arada Kurban bayramına son iki gün… Şimdiden mübarek ola…
EL YAPIMI BEBEK ŞEKERLERİ


Haticenin oğlu Muhammed Emin için teyzesinin hazırladığı bebek şekerleri, tabi ki çok cici çok güzel olduklarını söylememe gerek yok sanırım
REGAİB KANDİLİMİZ VE ÜÇ AYLARIMIZ MÜBAREK OLSUN…

Rahmet ve af kapılarının ardına kadar açıldığı bu kıymetli aylar ve içinde ki daha da özel geceleri en güzel şekilde değerlendirerek af olunmamız duası ile…
Kadın Ve Aile, Muhtelif Örnekler | Comments (2)HAFTA SONU VE SAPANCA GÖLÜ
sapanca gölü, tren, iznik sapanca, sapanca gölü manzaraları, tatil, gezi, gezi notları, sapanca


hafta sonu gezimizden dönerken trenden çekebildiğim kadarıyla sapanca gölü…
Trenle yolculuk yapmak bence çok zevkli imiş.
Gerçek Sanatkar, Kadın Ve Aile, Muhtelif Örnekler | Comments (2)HAFTASONU VE SAKARYA HENDEK SUKENARI KÖYÜ
sakarya, gezi, ağaçlar, hayvanlar, doğa, tarlalar, inekler, tavuklar, çiçekler, hendek, sakarya hendek sukenarı köyü

Bahçeyi mükemmel kokusu ile büyüleyen bembeyaz papatyalar ve ismini bilmediğim ama kokusuna her zaman hayran olduğum minik pembe çiçekler…


Zerafetine hayran kaldığım Gelincikler…


Köşe bucak her yer çiçek…

Dallarına bakmaya doyamadığım kırmızı, yeşil ve mavinin mükemmel uyumunun sergilendiği vişne ağaçları…

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman…:)

sevimli danalar…. Kızım bayıldı bu danacıklara:)

tavuklar ve malesef resimlerini çekemediğim cici bici civcivleri…
Bu allta gördüğünüz resim bir kırlangıç yuvası, herkesin çok ilgisini çekti. müthiş bir tasarım, mükemmel bir mimari, tarif edemiyeceğim bir mühendislik harikası. Bir kırlangıcın kendi kendine bir evin köşesine çamurla bu denli mükemmel bir yuva yapması mümkün değil elbet. Rabbime bizlere sunduğu tüm nimetler karşısında sonsuz şükürler olsun. Rabbim bizleri nimetlerinden ve nimetlerine şükürden mahrum etme…

Bu hafta benim için değişik, ilgi çekici, süprizlerle dolu geçti. Hiç aklımızda yok iken hatta bazı planlarımı iptal de ederek, bir aile dostumuzu ziyarete gittik. Kendileri Sakarya Hendek sukenarı köyünde görevliler. Köylerine bayıldım çok güzel, yeşile, maviye, doğaya, çiçeğe, hayvana, altın sarısı buğday tarlaların, uzayıp giden mısır tarlalarına, mis gibi çiçek kokularuna, ıhlamur kokularına…. daha sayacak o kadar çok güzel şey var ki hepsine büyük bir hasretim varmış meğer…
Değerli ev sahiplerimiz Mücahide ve eşi Ertuğrul Beye bir anda gitmemizi sağlayan komşumuz Esma ablalara çok teşekkür ediyorum…
Gerçek Sanatkar, Kadın Ve Aile, Muhtelif Örnekler | Comments (2)0-3 YAŞ ARASI ÇOCUKLAR İÇİN OYUNLAR
0-3 yaş arası eğitim, 0-3 yaş oyunları, 0-3 yaş şarkıları, 0-3 yaş zeka geliştirici oyunlar
0-1 Yaş İşlevsel Oyunlar
Bip Bip Oyunu
Araba oyunu gibi oynanır; sözler söylendikçe, çocuğun aynı yerlerine dokunulur.
Araba geldi,
Durakta durdu,
Bip bip.
Çevren çevren çemberlik oyunu
Çevren çevren çemberlik ( Parmakla, avuç içine halkalar çizilir )
Ortasında pınarcık ( Parmakla, avuç ortasına vurulur )
Bir kuş gelmiş su içmiş ( Parmak avuç ortasına vurulur, yukarıya kaldırılır,kuşun su içerken yaptığı gibi )
Sonra pırrr diye uçmuş ( Denir, elle kuşun uçup gitmesi canlandırılır )
Araba Oyunu
Araba (denir çocuğun çenesine dokunulur)
Maraba (denir çocuğun çenesine dokunulur)
Cip (denir çocuğun çenesine dokunulur)
Bip (denir çocuğun çenesine dokunulur)
Beş kardeş oyunu
Beş minik kardeş varmış ( Beş parmak gösterilir )
Bir gün ava gitmişler
Bir kuş görmüşler
Bu tutmuş ( Baş parmak tutulur, sağa sola sallanır )
Bu temizlemiş ( İşaret parmağı tutulur, sallanır )
Bu pişirmiş ( Orta parmak tutulur, sallanır )
Bu yemiş ( Yüzük parmağı tutulur, sallanır )
Bu da ( Küçük parmak tutulur )
“Hani bana, hani bana ?” demiş. ( Küçük parmak sallanır )
“Yok sana, yok sana” demişler.
“Ben de gider ararım, Ben de gider ararım” ( Bu sözler yinelenirken, uygulayıcı ikinci ve üçüncü parmakları ile yürüyüş öykünmesi yaparak, çocuğun bileğinden koluna doğru parmaklarını yürütür ve koltuk altına vararak çocuğu gıdıklar, gıdıklarken de aşağıdaki sözleri söyler : )
“gıdı gıdı, gıdı gıdı ”
Tel sarar oyunu
Tel sarar Ayşe tel sarar ( Eller yukarı kaldırılarak, sağa sola döndürülür )
Tel bulamazsa ne sarar ( Ellerle soru devinimi yapılır )
Komşunun oğlunu sarar ( Çocuğa sarılma devinimi yapılır )
Not : Ayşe yerine, çocuğun adı neyse o söylenir. Çocuk erkekse son satırda “Komşunun kızını sarar” denilir.
Köşe Bakkalı Oyunu
Köşe bakkalı ( denir, çocuğun çenesi elle tutulur )
Kapalı çarşı ( denir, ağız gösterilir )
Horhor çeşmesi ( denir, burun tutulur )
Elmacılar ( denir, yanaklara değilir )
Aynacılar ( denir, gözler gösterilir )
Kemancılar ( denir, kaşlar sıvazlanır )
Düz bayır ( denir, alna dokunulur )
Karışık çayır ( denir, saçlar karıştırılır )
Sar makarayı oyunu
Sar sar makarayı eller önde tutulur, birbiri çevresinde yün sarar gibi döndürülür
Çöz çöz makarayı ( Devinim tersine yapılır )
On kilo yağ ( İki el on parmak açılarak ileriye uzatılır )
On kilo bal ( Aynı devinim yinelenir )
Yala yala bitmez ( Avuçları yalama devinimi yapılır )
Beşi sana ( Beş parmak açılır ve çocuğa gösterilir )
Beşi bana ( Beş parmak açılır ve göğse konur )
Kediye cık cık ( Yok anlamına gelen cık cık sesi çıkarılır, Baş ve ellerle yok devinimi yapılır )
Yukarıda verilen tekerlemeli örneklerden başka tür işlev oyunları da uygulanabilir. Örneğin top oyunu, gazete oyunu vb.
Top oyunu
Oturabilen bir çocuğun önüne topu yuvarlayınız. Çocuğun bu topu tutmaya size doğru yuvarlamaya çalışacağını görürsünüz. Çocuk emekleyebiliyorsa, bu kez de topu yakalayabilmek için ona doğru sürünmeye çalışacaktır. Bunlar gibi başka devinimler de oyun sırasında bulunabilir.
Gazete oyunu
Çocuk, bir yetişkinin gazete sayfalarını çevirirken çıkan kağıt hışırtısını duyarsa, gazeteyi yakalamaya çalışacak; başarabilirse, aynı hışırtıyı duyabilmek için kendisi de gazeteyi tutmayı ve sayfa çevirmeyi deneyecektir. Başka gazeteler bulsa, kağıt hışırtısının kendisine vereceği heyecanı yeniden tatmak için gene gazeteyle oynayacaktır.
Özerklik dönemi işlev oyunları ( 1-3 yaş )
Parmak Oyunları
Çal Kapıyı
Çal kapıyı çal ( Sağ elin işaret parmağıyla alna vurularak, kapı çalma öykünmesi yapılır )
Bak pencereden ( her iki elin işaret ve baş parmakları iki gözün önünde birleştirilir, gözlük gibi halka yapılır )
Çevir mandalı (Burun el ile bükülür )
Gir içeri ( sağ elin işaret parmağı, ağzın içine sokulur )
Al bir iskemle ( Kulak memelerinden biri tutulur, çekilir )
Otur şuraya ( Öteki kulak memesi tutulur, çekilir )
Nasılsın bu gün Ayşe ? ( Çene tutulur, sallanır )
( Ayşe adı, çocuğun adına göre değiştirilerek söylenir )
Ben bir ağacım ( Öykünme )
Ben bir ağacım ( Ayakta, eller yanda, dik durulur )
Dallarım var benim (kollar, başın yukarısına kaldırılır, avuçlar kapatılır )
Dallarım BİR çiçek açtı ( Bir parmak açılır )
Dallarım İKİ çiçek açtı ( ikinci parmak açılır )
Dallarım ÜÇ çiçek açtı ( üçüncü parmak açılır )
Dallarım DÖRT çiçek açtı ( dördüncü parmak açılır )
Dallarım BEŞ çiçek açtı ( beşinci parmak açılır )
Dallarım ALTI çiçek açtı ( altıncı parmak açılır )
Dallarım YEDİ çiçek açtı ( yedinci parmak açılır )
Dallarım SEKİZ çiçek açtı sekizinci parmak açılır )
Dallarım DOKUZ çiçek açtı dokuzuncu parmak açılır )
Dallarım ON çiçek açtı ( onuncu parmak açılır )
Bir rüzgar çıktı Yukarıdaki kollar, bedenle birlikte öne doğru eğilir, sağa sola sallanır ; rüzgardan sallanan ağaç öykünmesi yapılır )
Vuvvv… vuuuvvv.. vuuuuvv… ( sesle rüzgar öykünmesi yapılır )
Yağmur yağdı ; şıp şıp şıp ( parmaklarla yağmur öykünmesi yapılır )
Tüm çiçekler döküldü ( parmaklar, kollar indirilir )
On Parmak
Benim on parmağım var ( iki elin parmakları açılarak gösterilir )
Tümüyle benim ( eller, parmaklar açık olarak göğüste kavuşturulur )
Onlarla ben her şeyi yaparım.
Sımsıkı kapar ( her iki el yumulur )
Kocaman açarım ( iki elin parmakları açılır )
Birbirine kavuştururum ( eller kavuşturulur )
Arkama saklarım ( eller arkaya saklanır )
Yukarıya kaldırır ( kollar yukarıya, gerinerek kaldırılır )
Aşağıya indiririm ( kollar bedenin iki yanına sarkıtılır )
Sonra kucağımda dinlendiririm ( eller rahatça kavuşturulup kucağa konur )
Parmaklarım
Sağ elimde beş parmak ( Sağ elin beş parmağı gösterilir )
Sol elimde beş parmak ( Sol elin beş parmağı gösterilir )
Sen de istersen say bak
Say bak, say bak, sayy bak.
Bir-iki-üç-dört-beş ( Sağ elin parmakları sırayla açılarak sayılır )
Bir-iki-üç-dört-beş ( Sol elin parmakları sırayla açılarak sayılır )
Hepsi eder on parmak ( Her iki elin parmakları açılarak gösterilir )
Sen de istersen say bak
Say bak, say bak, sayy bak.
Bir-iki-üç-dört-beş-altı-yedi-sekiz-dokuz-on ( Her iki eldeki parmakların tümü sırayla açılarak sayılır )
Ali ile Ayşe
Bu oyun, iki elin baş parmakları ile oynanır. Sağ elin baş parmağı “Ali”, sol elin baş parmağı “Ayşe” olur. Avuç kapalı durur.
Bir gün Ali evden çıkmış ( Baş parmak yumuk elden yukarı kaldırılır )
Sağa bakmış kimse yok
Sola bakmış kimse yok
Aşağı bakmış kimse yok
Yukarı bakmış kimse yok ( sağa, sola, aşağı, yukarı bakma işlemleri, baş parmakla yapılır )
Girmiş içeri
Biraz sonra
İkisi birden evden çıkmışlar ( iki baş parmak avuç içinden çıkartılır )
Sağa bakmışlar kimse yok
Sol bakmışlar kimse yok
Aşağı bakmışlar kimse yok
Yukarı bakmışlar kimse yok ( her iki baş parmak, aynı devinimleri yapar )
Karşılıklı bakışmışlar ( baş parmakların iç kısımları, birbirini görecek biçimde karşı karşıya getirilir )
Günaydın ALİ
Günaydın AYŞE
demişler… ( baş parmaklar birbirine değdirilir )
Oynamışlar, oynamışlar ( baş parmaklar oynama öyküntüsü yaparak, oynatılır )
Yorulmuşlar… ( parmaklar durur )
Ayşe’nin annesi çağırmış
Ali’nin annesi çağırmış
Hoşça kal ALİ
Hoşça kal AYŞE
demişler… ( baş parmaklar birbirine değdirilir )
Evlerine girmişler. ( baş parmaklar avuç içine saklanır )
Üç Topum Var
Benim üç topum var.
İşte en küçük topum ( baş parmak ve işaret parmağı birleştirilerek bu iki parmakla halka yapılır, gösterilir )
İşte ortanca topum ( iki elin baş parmakları birbirine, iki elin işaret parmakları birbirine birleştirilir, ortanca topu simgeleyen bir halka yapılır, gösterilir )
İşte bu da kocaman topum (iki kol öne uzatılır, ellerin uçları birbirine birleştirilir, halka yapılır, gösterilir)
Haydi gelin bu üç topu
Bir kez daha gösterelim ( aynı sözlerle, aynı devinimler yinelenir )
Dedemin Gözlükleri
Uyurken dedem
Gözlükleri gözündeymiş ( iki elle yuvarlak gözlük işareti yapılır ve eller gözlerin üzerine konur )
Unutmuş gözlüklerin gözünde olduğunu
Uyanınca başlamış aramaya ( sağa, sola bakılarak arama öykünmesi yapılır )
Aramış, taramış bulamamış ( eller arkaya saklanır )
Bir de bakmış ki
Gözlükler gözündeymiş ( eller gözlük gibi yapılır ve gözlere konur )
Gözüm kulağım, elim ayağım
İşte gözüm ( sağ göz, sağ elle kapatılır )
İşte kulağım Sağ kulak, sağ elle tutulur
Bu görmek için ( baş parmak ve işaret parmağı ile yuvarlak yapılır, göze yerleştirilir )
Bu duymak için ( el kulağın arkasına konularak, ses duyuyormuş gibi yapılır )
İşte elim ( sağ el gösterilir )
İşte ayağım ( sağ ayak gösterilir )
Bu tutmak için ( sağ elle bir şey tutuluyor gibi yapılır )
Bu yürümek ve koşmak için ( durduğu yerde yürür gibi, koşar gibi yapılır )
Minik Arı
Anneme minicik bir arı götürüyorum ( iki elin avuçları birleştirilip, yuvarlak yapılır. İki el içinde bir şey varmış gibi tutulur )
Çok sevinecek
Kim bilir ne diyecek ?
Ufff…soktu elimi ! ( arı sokmuş gibi yapılır, acıyla parmaklar açılır, eller silkelenir )
Sağ El, Sol El
İşte sağ elim ( sol el ile sağ ele dokunulur, sağ el gösterilir )
Bu da sol elim ( sağ el ile sol ele dokunulur, sol el gösterilir )
Bu sağ kolum ( sol el ile sağ kola dokunulur, sağ kol gösterilir )
Bu da sol kolum ( sağ el ile sol kola dokunulur, sol kol gösterilir )
İki kolumu havaya kaldırırım ( iki kol yukarıya kaldırılır )
Ellerimi, avuçlarımı birbirine vurur
İşte böyle şap şap yaparım. ( iki el havada, avuçlar birbirine vurularak ses çıkarılır )
Saat
Bir saatim var minicik ( iki elin avuçları, içinde bir şey varmış gibi birbirine çapraz olarak birleştirilir )
Kulağıma koyarım ( birleştirilmiş eller kulağa götürülür )
Tik tak’ını duyarım
Tik tak, tik tak ( denirken, dinliyormuş gibi yapılır )
Çocuklar dinleme öykünmesi yaparlarken öğretmen şunları söyler ;
“Haydi şimdi çocuklar………………oyununa başlayalım.”
( bunun üzerine çocuklar da, avuçlarındaki saati bir kenara koyar gibi yaparlar. Öğretmenin adını söylediği oyuna başlanır.)
NOT : Bu parmak oyunu, bir başka oyuna başlamadan önce oynanır.
Tavşan
Bir minik tavşan varmış ( sağ elin işaret ve orta parmakları, tavşan kulakları gibi tutulur )
Bu kafeste yaşarmış ( sol el, portakal tutar gibi yuvarlak yapılır )
Gezerken bir ses duysa
Hemen diker kulaklarını ( sağ elin kulak öykünmesi yapan parmakları dimdik tutulur )
Hop… diye kafesine
Koşar atlarmış… ( parmaklardan yapılmış kulaklar, “hop” deyince, öteki elin avuç içine konur ve sıkıca tutulur )
Kaynak: tıklayınız…
Kadın Ve Aile | Comment (1)AKASYA AĞACIMIZ
manzara resimleri, akasya ağacı resmi, akasya resmi

Bahar geldi mutfak camımızın önündeki dalları beşinci hatta altıncı kata kadar uzanan kokusu ile bizleri mest eden müthiş akasyamız… Bahar geldi akasyamız çiçek açtı hatta çiçekleri döküldü bile ama ben ancak fırsat bulup bu güzel manzarayı sizlerle paylaşabildim.
Kızım ne yürüyebiliyor nede yerinde duruyor yani artık beni çok yoruyor ama yine de onunla yorulmak bile çok zevkli.
Gerçek Sanatkar, Kadın Ve Aile | Comment (0)