Depremin Düşündürdükleri Hakkında Bir Yazı

Bugün Ege ve Marmara’da hissedilen bir deprem oldu. Herkes sokaklara döküldü. Deprem karşısında ne derece çaresiz olduğumuzu hissettik. Ben de bu vesileyle depremle ilgili bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

 

Ebubekir Sifil, Depremin Düşündürdükleri:

 

 

Müslüman her şeyden önce, kendisi de dahil olmak üzere bütün varlığa vücut veren Yüce Yaratıcı ile hayatının her safhasında irtibat halinde olan insandır. Yaratılış maksadı olan kulluk görevlerini aksatmamaya azami gayret sarf ederek, yaşadığı her mutlulukta, başına gelen her sıkıntıda, velhasıl her halükârda O’nu hatırlar, olayların O’nunla doğrudan bir bağlantısı bulunduğunu hisseder. Mutluluğa şükredip, sıkıntıya sabreder. Nimetin de sıkıntının da O’ndan geldiğinin farkındadır. Müslüman, bu dünyanın bir imtihan yeri olduğunun bilincindedir. Bunun için, karşılaştığı her durumun kendisi için bir sınanma vesilesi olduğunu bilir ve kimi zaman sabır, kimi zaman şükür olarak ortaya çıkan sürekli bir “zikir” halindedir:

“Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile deneriz. Sabredenleri müjdele. O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman “Biz Allah’ın kulları­yız ve biz O’na döneceğiz” derler.”

Bu bağlamda tabiat olayları da mü’min için, -en azın­dan- kendisini kontrol etme ve Yaratıcısını hatırlama vesilesi­dir. Söz gelimi sıradan bir şimşek çakması hadisesi bile mü’­min için, Yaratıcısını hatırlatan ve O’ndan (O’nun gazabına uğ­ramaktan) korkması gerektiğini ihtar eden bir tabiat olayıdır:

“Yine O’nun delillerindendir ki, size korku ve ümit vermek üzere şimşeği gösteriyor, gökten su indirip, ölümünün ardından arzı onunla diriltiyor.”

Hz. Ömer (r.a) zamanında deprem olduğu zaman (ki kaynakların zikrettiğine göre İslam’da yaşanan ilk deprem ha­disesi budur) Hz. Ömer (r.a) irad ettiği hutbede insanların ih­das ettiği bid’atleri dile getirmiş ve olayı buna bağlamıştır.

Öte yandan hemen hepimiz için meşhud bir durumdur ki, insan, elde ettiği her mutluluğu ve başarıyı kendisine, ba­şına gelen her kötü durumu ve hüsranı da başkalarına (ve bazan da Allah Teâlâ’ya) mal eder. Bu onun tabiatında vardır. Ancak mü’min, bu anlayışın tam tersinin doğru olduğuna inanır ve başına herhangi bir olumsuz durum geldiğinde önce dönüp kendi yaşantısına, amellerine ve gidişatına bakar. Zira bilir ki, karşılaştığı herhangi bir mutluluk ve başarı (nimet) Allah Teâlâ’dan, bela, hüsran ve sıkıntı ise kendi nefsinin işlediği kötülük ve günahlardandır: “Nimet olarak size ulaşan ne varsa Allah’tandır”, “Sana gelen iyilik Allah’tandır; başına gelen kötülük ise nefsindendir.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir